|
Müslümanlıkta âdabı muâşeret |
|
 |
 |
Okunma |
|
89 |
İslâm dini, insanların muaşeretine, yani, birbiriyle görüşüp
konuşmalarına, medenî toplu bir halde yaşamalarına büyük bir ehemmiyet
vermiştir. Müslümanların muaşeretlerinde samimiyet, tevazu, sadelik
zorakilikten uzak, karşılıklı yardımlaşma, nezaket, hürmet, muhabbet,
hayırseverlik bir esastır.
Müslümanın edebi, irfanı, asaleti, olgunluğu münazaa zamanında belli
olur. Olgun ve terbiyeli Müslüman, arasında niza yani anlaşmazlık
bulunan kişiye düşmanlık etmez. Her hâl ü kârda mürüvvetten, adaletten,
insaftan ayrılmaz. Olgun ve terbiyeli Müslüman konuşur ve yazarsa hayır
söyler. Olgun ve terbiyeli Müslüman, ehil ve layık olmadığı hizmeti,
makamı, mevkii, riyaseti istemez; ona teklif edilirse ehil değilse
kabul etmez. İyi bir Müslüman kötülüğü iyilikle def eder.
Parası, geliri, serveti yoksa, sıkıntı içindeyse peynir ekmek yer,
lakin asla haram gelir, haram para peşinde koşmaz, haram yemez. Haram
yemektense ölmeyi tercih eder.
Terbiyeli ve olgun Müslüman asla meddahlık, dalkavukluk, yağcılık, yalakalık yapmaz.
Kendini hiç övmez.
Şarlatanlık yapmaz.
Ben ben ben demez.
Fitne, fesat ve nifak çıkartmaz.
Olgun ve terbiyeli Müslüman doğru ve dürüsttür, eğri değildir.
Olgun ve terbiyeli Müslüman iyice düşünmeden konuşmaz.
İnsanların ayıplarını araştırmaz, tecessüs etmez. Kazara öğrenirse gizler. Asla gıybet yapmaz ve laf taşımaz.
Onda paylaşma ve yardımlaşma ahlâkı vardır. Yedirir içirir, cömerttir.
Açıkta, çarşıda pazarda, sokakta, meydanda, evinin, balkonunda yemek
yemez, kimseyi imrendirmez.
Zengin de olsa, parası ve imkanı bulunsa da lükse, israfa şatafata,
gösterişe kaçmaz; orta halli, mütevazı, ölçülü bir hayat sürer. Yaptığı
iyilikleri başa kakmaz. Zekât dışında sağ elinin verdiğini sol eli
bilmez. Kin tutmaz, intikam almaz.
Şu görgü kuralları önemlidir: Herkesin arasında gerek el, gerekse
vücudun diğer yerlerindeki kemikler çatırdatılmaz veya çıtırdatılmaz.
Büyük görgüsüzlüktür. Varılır varılmaz çok samimî olmadığınız kişilerin
evlerinde tuvalete gidilmez.
Misafirlikte veya bir iş görüşmesinde cep telefonunuz kapalı olmalıdır.
Cep telefonunu açık bırakmak ve zırt zırt konuşmak büyük bir
görgüsüzlüktür, hem de ev veya büro sahibine hakaret ve saygısızlıktır.
Misafir gittiğiniz yerdeki kitap ve gazeteleri izinsiz eline almak,
karıştırmak, okumak görgüsüzlüktür. İstisnaî olarak çok merakınızı
çeken bir kitap için izin isteyip bakabilirsiniz. Diğer eşyalar için de
aynı şey geçerlidir. Doktor muayenehanelerinde, başka iş yerinde
müşterilerin beklerken okumalarına mahsus malzeme için bu kural geçerli
değildir. Bunları alıp okuyabilirsiniz. Düzeni bozmamak, okuduktan
sonra tertipli bir şekilde yerine koymak şartıyla.
Önceden randevu almadan ziyarete ve misafirliğe gidilmez.
Yemek vakitlerinde gelmek için randevu talep edilmez.
Yarım ağızla yani bağcı ağzıyla yapılan davetler kabul edilmez.
Soru sormak ince bir iştir. "Bana bir soru yönelt, senin kim olduğunu
söyleyeyim..." İnsanın ne mal olduğu sorularından anlaşılır.
Kartvizitiniz sizin ilminizin, irfanınızın, görgünüzün, kültürünüzün,
zevkinizin küçük bir aynasıdır. Bir lokantada yemeğe çağrıldıysanız
garson önünüze bir menü listesi getirdiğinde en pahalı, en ağır yemeği
seçmeyiniz. En ucuzunu da seçmeyiniz. Dâvet eden üzülebilir.
Bir yere fikir ve görüşlerinizi açıklamanız için çağrılmış olma hali dışında çok konuşmayınız.
Kibar bir insan yabancıların, hatırlı kimselerin yanında güzel ve zarif bir kalemle not tutar.
Kenarı yırtık kâğıtlara adres veya telefon numarası yazılıp verilmez.
Her şey sizin temizliğinizin, nizam ve intizamınızın aynasıdır.
Kapı sadece bir kere çalınır, beklenir. Hemen açılmazsa birkaç dakika
daha beklenir. Yine açılmazsa ısrar edilmez ve geri dönülür. Kapının
zilini deliler gibi üç, beş kere uzun uzun çalmak görgüsüzlük ve
terbiyesizliktir.
Kibar, asil, görgülü bir insan asla gıybet etmez.
Toplu taşıma vasıtalarında cep telefonu ile konuşulmaz. Konuşmak
gerekirse çok hafif sesle konuşulur, diğer yolcular duyup rahatsız
edilmez.
Toplu taşıma vasıtalarında, sokakta, meydanda, lokantada, pastanede,
şurada burada terbiyeli ve görgülü hanımlar ve genç kızlar hafif meşrep
şekilde gülmezler, kahkaha kopartmazlar, yılışıklık yapmazlar, gevrek
gevrek şehevî çıngıraklı sesler çıkartmazlar.
Büyüklerin ve küçüklerin yanında ayak ayak üstüne atılmaz.İslâm edep,
ahlâk, incelik, nezaket, kibarlık, görgü demektir. Müslümanların
mutlaka ince olmaları gerekir. Kabalık, vahşilik olmaz. Ülkemizde son
yirmi-otuz yıl içinde büyük ahlâksızlık, görgüsüzlük, edepsizlik de
patladı, suçlar ve edepsizlikler alabildiğine arttı. Genç nesillere
maalesef yeteri kadar nezaket, edep, terbiye, görgü öğretilemedi. Eski
İslâm Osmanlı görgüsünde, herkesin arasında görenleri imrendirecek
şekilde yemek yemek, içmek çok ayıptı. Görgülü bir vatandaş, sokakta
dürüm, yarım ekmek içinde kokoreç veya döner yemez. İki genç kız,
ellerinde kumpirler, hem yiyorlar, hem yürüyorlar, hem de kıkır kıkır
gülüyorlar. Felaket!..
Müslüman, muhafazakâr gençlere görgü dersleri verilmelidir. Tesettürlü
genç kızların yanlarındaki genç erkeklerle laubali şekilde yürümeleri,
oturmaları, hatta pek sıkı fıkı olmaları akıl almaz bir terbiyesizlik,
görgüsüzlük, kabalıktır. Müslümanlara yılışıklık, gevezelik, zevzeklik,
soytarılık, farfaracılık, müptezellik yakışmaz. Müslüman Efendi
insandır, edepli insandır, hayâlı ve iffetlidir. Sokakta, toplu taşıma
vasıtasında herkesin içinde utanmadan, arlanmadan öpüşmek, koklaşmak
terbiyesizlik ve görgüsüzlüktür. Kafelerde, tatlıcılarda, şurada burada
çılgınlar gibi gülüşmek, kahkaha kopartmak çok utanılacak bir durumdur.
Ah edep, ah edep, ah edep... Bizi bırakıp nerelere gittin?..
Müslümanlıkta halk ile muâşeretin çeşitli safhaları, mertebeleri vardır. Bir kısmı şunlardır:
1- Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalpli olmak. Bir
Müslüman, daima güler yüzlü bulunur, hiç bir kimseyi dökülü bir çehre
ile karşılamaz. Ebu Hureyre (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V)
Efendimiz: "Şüphe yok ki ALLAH Teâlâ mülayim huylu, açık yüzlü kimseyi
sever" (Beyhekî, Şüabül-İman, No:7827, 7828) buyurdu.
2- Herkes ile güzelce görüşmek, halka eziyet vermekten kaçınmak.
Abdullah b. Amr b. As (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V)
Efendimiz: "İyi Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin
olduğu, zarar görmediği kişidir." (Buhari, İman: 4-5, Rikak: 26,
Müslim, İman: 64-65, Ayrıca Bk. Ebû Davud, Cihad: 2, Tirmizi: Kıyamet:
52, İman- 12, Nesai, İman: 8-9-11) buyurdu.
3- Halkın eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilikle muamelede
bulunmak: Ukbe b. Amir (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz:"Ya Ukbe! Sana dünya ve ahiret ehlinin en faziletli ahlâkını
haber vereyim! Sana gelmeyene sen git, sıla-i rahim yap! Sana vermeyene
sen ver! Sana zulmedeni sen affet. Ömrünün uzamasını ve rızkının
genişlemesini arzu eden kimse, sıla-i rahim yapsın!" (Hakim, Müstedrek,
4/178, No:7285) buyurdu.
4- Dargınlığa hemen son vermek: Müslümanlar, aralarında bir dargınlık
yüz gösterirse hemen barışırlar, birbirini üç günden fazla
terketmezler. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık, kin duyguları
yaşayamaz. Bir hadis-i şerifte: Ebû Eyyûb el-Ensarî (R.A.)'den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Müslüman bir kimseye din kardeşini
üç gün, üç geceden fazla terk edip dargın durmak helâl olmaz Öyle ki
birbirlerine karşılaşırlar da, birisi yüzünü şu tarafa, öbürüsü de öte
tarafa çevirir. Bunların en hayırlısı, önce selâm vermeğe başlayandır,
buyurdu." (Buharî, Edeb:62, No:5727, 5/2256, İsti'zân 9; Müslim, Birr
25, (2560); Ebû Dâvud, Edeb 55, (4911)4/278-279, Sünen-i Tirmizî, Birr:
21, (1933).] 4/327, Muvetta': Hüsnü'l-Hulk 13,2/213) buyurdu.
5- Araları düzeltmeye gayret: Bir Müslüman, iki din kardeşi arasında
her nasılsa bir dargınlık yüz göstermiş olduğunu görünce, aralarını
bulmaya, o dargınlığı giderecek çare aramaya çalışır. Abdullah b. Amr
(R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Sadakanın en
faziletlisi, dargın kimselerin aralarını bulup ıslah etmektir."
buyurdu. (5Müsnedi Abd bin Humeyd; No:335; 1/135)
İnsanların kusurlarını araştırmamak, ifşa etmemek, bilâkis örtmeye
çalışmak: Müslümanlar, kimsenin ayıplarını araştırmazlar, kimsenin
şahsına ait kusurlarını meydana çıkarıp teşhîr etmeye çalışmazlar.
Bunun aksine hareket, dinen yasaktır. Ebu Hureyre (R.A.)'den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "...Ve bir kimse bir
Müslümanın aybını örtbas ederse, ALLAH da dünya ve ahirette onun
aybını, günahını örtbas eder..." (Müslim, Zikir: 38, Ebû Davud, Vitr:
14, Tirmizi, Kıraat: 12, İbn-i Mace, Mukaddime: 17) Ebu Hureyre
(R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle
buyurdu:"Bir kul, diğer bir kulun kusurunu örterse, ALLAH Teâlâ da onun
günahını kıyamet gününde örter" (A. b. Hanbel; No:8809; 2/388)
7- Dostları arkalarından müdafaa etmek: Bir Müslüman, lüzum görüldükçe
dostlarını, dindaşlarını arkalarından müdafaa eder, onların
haklarındaki yanlış fikirleri düzeltmeye çalışır. Ebu Hureyre
(R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Kul din kardeşinin yardımında oldukça, ALLAH da kulun
yardımındadır..." (Müslim, Zikir: 38, Ebû Davud, Vitr: 14, Tirmizi,
Kıraat: 12, İbn-i Mace, Mukaddime: 17)
8- İnsanların kalplerini kötü zandan korumak için töhmetli yerlerden
uzak bulunmak: Bunun aksine hareket, birçok kimselerin günaha girmesine
sebep olur, insanlar arasında dedikoduya, dargınlığa meydan verir. Bir
hadis-i şerifte: "Töhmet yerlerinden kaçınınız." (Suyuti, Şerhu Süneni
İbn-i Mâce; No:2559; 1/184) buyurulmuştur.
9- Farklı halk sınıflarıyla, mevkilerine göre sohbette, münasebette
bulunmak: Meselâ: Herkese kabiliyetine göre hitap etmeli, bir âlimden,
bir zahidden, bir zenginden beklenilen vasıfları bir câhilden, bir
fasıktan, bir fakirden beklememelidir.
10- İhtiyarlara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat
göstermek: Müslümanlıkta büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı sevgi
bir esastır. Bu esas, aile arasında bir kat daha ehemmiyetli bulunur.
Meselâ anaya, babaya pek fazla hürmet lâzımdır. Bunları adlarıyla
çağırmak edebe aykırıdır. Bir kadının kocasını adıyla çağırması da
edebe aykırı olduğundan mekruhtur. Enes b. Malik (R.A.)'den, şöyle
demiştir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Bir genç yaşlılığından dolayı
bir ihtiyara ikram ve hürmet ederse, ALLAH o gence, ihtiyarın yaşına
geldiğinde ona ikram ve hürmet edecek kimseyi halk ve takdir eder"
buyurdu. (Tirmizî, Birr:75, No:2022, 4/372.) Bu mübarek hadis-i şerif,
ihtiyarlara saygı gösteren gençlerin sevap kazanacaklarını, çok
yaşayacaklarını müjdelemektedir. Artık ihtiyarlara saygısızlık yapan
bazı gençler, bunu biraz düşünmelidirler. Olgun ve terbiyeli Müslüman
kimse büyüklerine hürmet eder, hiçbir şekilde saygısızlık etmez.
Büyükler kimlerdir? Dedeler, nineler, anne, baba, teyzeler, hâlalar,
amcalar, dayılar; öğretmenler, yaşça büyük komşular, ustalar...
Küçüklere şefkat gösterir, merhamet eder; kendisinden küçük olanları ezmez.
11- Hayır sever olmak, yardımlaşma ve dayanışmada bulunmak: Şöyle ki,
Müslümanlar, herkesin hakkında hayır diler, herkese karşı yardımda
bulunmaktan bir zevk duyarlar. Müslümanların meşru' bir sahada
birbirine yardım etmesi, aracılık yapması aralarındaki din kardeşliği
icabıdır. Kendisi hakkında hayırlı görüp istediği bir şeyi başkaları
hakkında da istemeyen kimse, İslâm muaşeretinin temiz esaslarına riâyet
etmemiş olur. Enes b. Malik (R.A)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz: "Sizden hiçbiriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din
kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz."
(Buhari, İman:6, Müslim, İman:71-72, Tirmizi, Kıyamet 59: Nesai İman,
19.33. İbn-i Mace, Mukaddime 9) buyurdu.
12- "Selâm vermek: Şöyle ki, Müslümanlar arasında selâm vermek bir
sünnettir, bir dostluk, bir hayırseverlik alâmetidir. Selâm almak da
bir farzdır. Ebu Hureyre (R.A.)'den rivayete göre Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Nefsim kabza-i kudretinde olan
ALLAH'a yemin ederimki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz.
Biribirinizi sevmedikçe hakkıyla iman etmiş olamazsınız. Ben size
birşey göstereyim mi? Onu yaptığınız zaman: Sevişirsiniz. Aranızda
selâmı yayınız." buyurdu. (Müslim, İman: 22, No: 54, 1/ 74)
Selâm vermenin bazı âdabı vardır. Mesela, bir meclise girilirken
konuşulmadan evvel "Esselâmü aleyküm" diye selâm verilir. Boş bir yere
giren Müslüman "Esselâmü âleyna ve ala ibâdillâhissâlihîn" der.
Gençler ihtiyarlara, binitli olanlar yayalara, yürüyenler oturanlara,
arkadan gelenler önden gidenlere selâm verirler. Bir cemaate verilen
selâma içlerinden birisi "Ve aleykümüsselâm" diye karşılıkta bulununca,
diğerlerinden selâm vazifesi düşer. Hiç birisi böyle bir mukabelede
bulunmazsa hepsi de günaha girer. Bir meclisten ayrılırken de selâm ile
ayrılmak daha faziletlidir. Kendisine selâm verilen kimsenin daha güzel
bir karşılıkta bulunması için: "Ve aleykümüsselâmü ve rahmetül'lâhi ve
berekâtüh" demesi, yerine göre pek güzeldir.
Selâmı almaktan hakikaten veya hükmen âciz olan kimseye selâm vermek
mekruhtur. Bu sebeple yemek yiyen veya Kur'an okuyan veya hutbe
dinleyen veya namaz kılan bir kimseye selâm vermemelidir. Verilirse,
alınması mutlaka lâzım gelmez. Fâsıklığını ilân etmekten çekinmeyen
kimselere de selâm vermek mekruhtur.
Kısacası selâm verip almak, bir dostluk nişanesidir, muhabbete
vesiledir. Fakat selâm verirken rükûya gidercesine eğilmek mekruhtur.
Hattâ bazı alimlere göre selâm verirken rükûya yakın bir halde eğilmek,
secde etmek gibidir. Yaratılmışlara tazim için yapılacak bir secde ise,
îmana aykırıdır.
Yazar: Mehmet Talu HocaEfendi
Kaynak: İtibar-Haber
|
Yorumlar |

|
|